öteden beri sihhatine kani oldugum bir hakikatin burhanini da onda
buldum Ne zaman sanata sadakatten ayrilmis bulunulursa o zaman bir
tehlike, sübut tehlikesi muhakkaktir.
Her sanat müntesibi bu tehlikeye maruz kalmistir; ihmal ve isticalden dogan
bu tehlike ekseriyet üzere bir itiyat, yahut ihtiyac sevkiyle bir mübrim saik
olarak sanati bogmustur; bazen bu tehlikenin vuku ihtimalinden vaktiyle
haberdar olan sanat erbabi, bir batakliga saplanmak üzere bulunan ayaklarin
geri cekilerek saglam zemin üzerinde teenni ile yürümeye lüzum görmesi gibi,
durup istikameti degistirmislerdir.
Sanat ne ihmale ne isticale mütehammildir; sanat bir ugrasma, bir didinme,
daima kendi kendinden memnun olmayan bir murakibin insaftan,
müsamahadan mahrum, adeta zalim gözleri altinda calisma mahsulüdür.
Resimde, musikide, edebiyatta, velhasil sanatin bütün tecelli zeminlerinde
bunlardan her birinin icap ettirdigi icat ve insa sartlarina siki siki baglanmak,
hele yazida mevzudan, tertipten, mikyastan baska, hatta bunlarin hepsinden
ziyade lisan ve üsluba en büyük ölcüde ehemmiyet vermek bir kalem
mahsulünün kiymetine, binaenaleyh hayatina yegane medardir.
Sanat, yüzeyde görünen bir yaratim degil; süreklilik, dikkat ve sorumluluk
talep eden bir varolus zeminidir. Bu zemini ayakta tutan yegane kuvvet,
sanatkarin yapitiyla kurdugu mutlak sadakat bagidir. Sanatta, sadakatten
uzaklasildiginda ortaya cikan tehlike, yalnizca bicimsel bir eksilme degil,
anlamin dagilmasidir. Anlamin dagilmasi; bir yapitin ic bütünlügünü
kaybederek aleladelige teslim olmasi, özerkligini yitirmesidir. Sanat, tam da
bu yitirme tehdidine karsi duran, kendisiyle yetinmeyen bir zihnin ürünüdür.
Sanat üzerine söz söylemek aslinda; ihmalin getirecegi o yikici boslugu,
dikkatin isigiyla doldurmaktir. Cünkü sanat, ancak bu sarsilmaz sorumluluk
sayesinde derinlesir ve zamanin asindirici etkisine karsi kendi anlam kalesini
insa eder. Sanata Dair yürütülen her muhakeme, sanatin bu tehlikeli
bosluklara düsmesini engelleyen bir zihn kalkandir.