Oltamin mantarinin suda yüzen tuhaf bir metronom gibi batip cikmasini izleyerek bekliyorum.
Baliklar bir türlü oltaya gelmiyor ama umurumda degil. Yalnizca bekliyorum ve bu da beklemenin en
az digerleri kadar iyi bir yolu cünkü her beklemek ayni beklemektir.
Sik sik Beat Kusagiyla anilan, aslinda bu kusaktan da bagimsiz özellikleriyle bilinen Richard
Brautigan, gectigimiz yüzyilin en özgün anlaticilarindan. Bu farkliligi, sadece iyi hikayeler bilmesi
degil, ayni zamanda sesinin gücüne hafiflik, hizlilik ve derinlik katabilmesi. Brautiganin kurmacalari
roman gibi baslar, siir gibi akar, öykü gibi ilerler. Ana akimlara mesafesi, tür tutuculugundan uzak
kalmasi, az kelimeyle güclü imgeler olusturmasi onu biricik yapar. Diger romanlari arasinda yine
farkliligi belirgin olan Yani Rüzgar Her Seyi Alip Götürmeyecek, kendine özgü, kirilgan ve ironik
anlatimiyla cocukluk, yoksulluk, ölüm ve hatirlamanin tuhaf dogasi arasinda gezinen sarsici bir
metin. Önümüzden, her yastan arkadaslariyla, elinde oltasi ve bira siseleri doldurulmus bebek
arabasiyla dolasan, II. Dünya Savasi esnasinda ve sonrasinda Bati Oregonda yasayan bir cocuk
geciyor.